Çalışma Hayatı 3 dk okuma Selinay Yalçın Güncellendi:
İşte Asıl Yoran Şey Yük Değil, Söz Hakkı Eksikliği
Çalışanları tüketen çoğu zaman iş yükü değil, kendi işleri üzerindeki kontrolün olmaması. Özerklik ve mikro yönetim üzerine.
Çalışanlara işlerinden en çok neyin yorduğu sorulduğunda, cevap genellikle iş yükü sanılır. Uzun saatler, ağır hedefler, biriken görevler. Ne var ki aynı çalışanlar detaylandırıldığında farklı bir tablo ortaya çıkar: yoğun ama kendi kararlarını verebildikleri dönemleri hatırlarken canlanır, daha hafif ama her adımı onaya bağlı dönemleri anlatırken sıkılır. İşin ağırlığından çok, iş üzerindeki söz hakkı belirleyicidir. Bu söz hakkına özerklik denir ve çalışma hayatının en az konuşulan ama en çok hissedilen değişkenlerinden biridir.
Özerklik ne demek, ne değil
Özerklik, başına buyrukluk değildir. Kimsenin hesap vermediği bir düzen değil, sonuçtan sorumlu tutulan kişinin yönteme dair söz sahibi olmasıdır. Bir çalışandan belirli bir çıktı beklenirken o çıktıya hangi sırayla, hangi araçlarla ve hangi tempoyla ulaşacağının ona bırakılmasıdır. Hedefi belirlemek yöneticinin işidir; hedefe giden yolu adım adım tarif etmek ise çoğu durumda gereksizdir ve pahalıdır.
Özerkliğin birkaç ayrı boyutu vardır ve hepsi aynı anda verilmek zorunda değildir. Zamanlama özerkliği, işin ne zaman yapılacağına karar verebilmektir. Yöntem özerkliği, nasıl yapılacağını seçebilmektir. Ekip özerkliği, kiminle çalışılacağına dair söz hakkıdır. Görev özerkliği ise ne üzerinde çalışılacağını etkileyebilmektir. Çoğu iş için ilk ikisi bile ciddi bir fark yaratır.
Mikro yönetim neden ortaya çıkıyor
Mikro yönetimi kötü niyetle açıklamak kolaydır ama çoğu zaman yanlıştır. Ayrıntıya fazla giren yöneticilerin büyük bölümü kontrol tutkusundan değil, kaygıdan hareket eder. Sonuçtan sorumlu tutulan ama süreci göremeyen bir yönetici, belirsizliği azaltmak için ayrıntıya iner. Aynı şekilde kendi işini iyi yaparak yükselmiş biri, yönetme becerisi yerine yapma becerisine güvendiği için işi kendi yapma refleksine kapılır.
Sebep ne olursa olsun sonuç aynıdır. Sürekli denetlenen çalışan, işi kendi işi olarak görmeyi bırakır. Karar sorumluluğu yukarıdaysa, hata da yukarıdadır; bu durumda inisiyatif almanın hiçbir getirisi yoktur, riski ise vardır. Ekip zamanla soru soran değil onay bekleyen bir yapıya döner ve tam da yöneticinin şikâyet ettiği pasiflik ortaya çıkar. Mikro yönetim, kendi gerekçesini üreten bir sistemdir.
Özerklik güvenle birlikte çalışır
Özerkliğin işe yaraması için tek başına yeterli olmadığını da söylemek gerekir. Yönü belirsiz bir işte serbest bırakılan çalışan, özgür değil kaybolmuş hisseder. Bu yüzden özerklik netlikle birlikte anlam kazanır: neyin başarı sayıldığı, hangi sınırların dışına çıkılamayacağı ve karar verirken nelerin gözetileceği açıkça bilinmelidir. Sınırları belli bir alan içindeki serbestlik, sınırsız bir belirsizlikten çok daha güçlendiricidir.
İkinci koşul, hata toleransıdır. Karar verme yetkisi verilen ama yanlış kararı cezalandırılan bir çalışan, yetkiyi kullanmaz. Yetki ile risk aynı kişide toplanmışsa, o kişi en güvenli seçeneği seçer; bu da çoğunlukla en verimsiz seçenektir. Kurumların yenilik üretememesinin sebebi genellikle fikir eksikliği değil, fikri denemenin kişisel maliyetinin yüksek olmasıdır.
Çalışan tarafında ne yapılabilir
Özerklik yalnızca yukarıdan verilen bir şey değildir; kısmen de kazanılır. Bunun en bilinen yolu öngörülebilirlik üretmektir. Yöneticinin ayrıntıya inmesinin temel sebebi belirsizlikse, belirsizliği azaltan çalışan denetim ihtiyacını da azaltır. Sorulmadan verilen kısa durum bilgisi, sorulunca verilen uzun açıklamadan çok daha etkilidir.
İkinci yol, kararı sormak yerine önermektir. "Ne yapayım?" sorusu kararı yukarı taşır. "Şöyle yapmayı düşünüyorum, itirazınız yoksa ilerliyorum" cümlesi ise kararı aşağıda tutar ve zamanla verilen alanı genişletir. Bu, izin istemekten farklıdır; sorumluluğu üstlenerek yol açmaktır.
Üçüncü yol, alanı küçük başlatmaktır. Bütün bir sürecin kontrolünü istemek yerine tek bir parçada tam yetki istemek hem kabul edilebilir hem de kanıtlanabilir. Küçük bir alanda gösterilen isabet, daha büyük alanların açılmasının en gerçekçi gerekçesidir.
Çalışma hayatına dair uzun süredir tekrarlanan bir cümle vardır: insanlar işlerinden değil yöneticilerinden ayrılır. Bu cümle biraz kabadır ama içinde doğru bir çekirdek taşır. Çoğu kişi zorluktan kaçmaz; kendi işinin sahibi olamamaktan, yaptığı işin kendi kararlarıyla şekillenmemesinden kaçar. Bir işin çekilebilir olmasını sağlayan şey çoğu zaman yükün hafifliği değil, o yükün nasıl taşınacağına karar verebilmektir.